Önce duralım, bir sakin olalım

Bana “Zehirsiz ev mümkün mü?” diye soracak olursanız, kısa yanıtım hayır olur. Zehir dediğimiz kimyasallar, oturduğumuz binaların yapı malzemelerinden mobilyalarımızın cilalarına, giydiğimiz tekstil ürünlerinden yediğimiz içtiğimiz gıdaya kadar her yerde. Ama temizlik ve bakım ürünleri söz konusu olduğunda, zehirlerimizi tanımak ve bir kısmını kapıdan içeri sokmamak elimizde.Bundan böyle bu alan, bedenimizi, evimizi ve dolayısıyla çevremizi elimizden geldiğince zehirsizleştireceğimiz alan.Herkesin temizlik ve bakım anlayışı farklı olduğu için, genel geçer bir temizlik ve bakım alışkanlığı tanımlayabilmemiz mümkün değil. Karşılaştığım insanlarla neden temizlik yaptıkları ve temizlik ve bakım deyince ne anladıkları hakkında sohbet…

okumaya devam

Kırsalda yaşam, kentte yaşama karşı

Arazide yeterince gözlem yapmıştık. Güneş nerden doğuyor, nerden batıyor, mevsimsel etkiler, hâkim rüzgâr yönleri, arazi içindeki öğeler, eğimler, tepeler ve verimlilik, hepsine kafa yormuştuk. Permakültür tasarımlarına, mimariye çalışmıştık, arazideki yerel bitkilerin kataloğunu çıkarmıştık. Çevrede yaşayan, beslenen veya araziden gelip geçen yaban hayvanları ile tanışmıştık. Peki artık köyde kendi kendimize yeteceğimiz ve kendi yağımızda kavrulabileceğimiz bir hayata kavuşabilecek miydik? Bu “kahraman bakkal süpermarkete karşı” gibi kaybetmeli kazanmalı bir rekabet değil. Her yönden çetrefilli bir karşılaşma. Son 20 yılda ağır göçe maruz kalan büyük şehirler, eskisi gibi sınırları belirgin merkezler değiller. Köyler…

okumaya devam

Permakültür: Yaşamı yeniden tasarlamak

Hele bir de içinize işlemeye başladıysa, permakültür size neler yaptırmaz… Evinizdeki sifonun haznesinin içine pet şişe koydurarak küçülttürür; evinizin yönüne göre önünüzden geçen güneşle neler yapabilirsiniz diye kafa patlatırken bulursunuz kendinizi. Yağmurdan su hasadı yaptırtır; çöpe atılan organik çöpleri “bu solucana, bu bokaşiye, bu sokaktaki tek bıyık kediye” diye ayırtır. Zenginlik ya da büyük yok oluş20’li yaşlarımda aklımı duş alırken ayaklarımdan akan köpüklü suya takmıştım. Şehrin tonlarca atık suyu büyük beton borularla denize akardı. Sanki suyu birileri sürekli üretiyormuş gibi, faturası ödendiği müddetçe ben temizdim, her şey yolundaydı. Sanayileşmeden ve…

okumaya devam

İzmir iklim değişikliğine hazır mı?

İster ciddiye alalım ister almayalım, bilim insanlarının yıllardır dillerinde tüy bitercesine vurguladığı iklim değişikliği, günlük hayatımızda hissedilir sonuçlarıyla kapımıza dayandı. Üstelik gidişat böyle devam ederse, başta fosil yakıtların kullanımı olmak üzere büyüme ve daha fazla üretip daha fazla tüketme temelli insan etkinlikleri sürerse, bütün göstergeler yakın geleceğimizin daha karanlık olacağına işaret ediyor. Devletlerin, şirketlerin, tek tek bireylerin, az ya da çok herkesin sorumluluğu var ve iklim krizinin olası sonuçlarına karşı herkese bir rol düşüyor. En önemli aktörlerden biri de yerel yönetimler. İzmir iklim krizinin farkında mı, sonuçlarına karşı hazırlanıyor mu?…

okumaya devam

Yangının yaralarını sarmak… Ama nasıl?

Doğanın kendi yaralarını sarma kapasitesiyle işbirliği içerisinde, bölgenin doğasına uygun, ekosistemi canlandıran ve biyolojik çeşitliliği geliştiren, hem tarımsal üretime hem yuvası olduğu tüm canlılara soluk aldıracak bir mikroklima etkisi üreten, yeni felaketlere karşı daha dirençli bir orman yapısı için nasıl bir restorasyon gerekiyor? Sanırım şimdi önümüzdeki soru bu. Burada sözü madenciye, fırsatçıya, şovmen siyasetçiye bırakmak intihar olur. Dün bütün gün Seferihisar’ın dağlarında, yanan orman alanlarında dolaştık. İnceleme yaptık demeyeceğim. Bu felaket manzarası karşısında dertlenmekten, sizinle paylaşmak için biraz çekim yapmaktan başka bir şey gelmedi elimizden. Kıyamet böyle bir şey olurdu…

okumaya devam

Şehre köle olmak mı, kendi cennetinde yaşamak mı?

Köylülerin hayvana ve bitkiye yaklaşımının odağında “saygı” vardı. Yani ekolojik döngünün bir parçası olduğunu kabullenmişlik, gereksiz zarar vermeme, ne çiçeği koparma ne bitkiyi kurutma, hayvanın doğal yaşamına zarar vermeden birlikte yaşama… Sabah 9 civarı dimdik köyün, derme çatma merdiven veya üst üste dizilmiş taşlardan oluşan sözde patikamsı yokuşlarından inmeye başlıyor, genç yaşlı kadınlar, kızlar. Bir evin bulunduğu yükseklikle en yakın komşunun evi arasında ciddi bir kot farkı var. Alışmışlar, dengeyi kurmuşlar. Düz ayakkabıları kaymıyor bile. Öylesine bir dikey coğrafya. Rengârenk şalvarları, yazmalarıyla merdivenlerde kadınlar, yokuşları hızlı hızlı inerken, birer birer…

okumaya devam